YAZARLAR
Onurcan Ülker
SEVR ÖRNEĞİ
|
|
|
| Yazar Onurcan Ülker | |||||||||||||
| 21 01 2008 | |||||||||||||
|
SEVR ÖRNEĞİ VE OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’Yİ PARÇALAMA PLANLARI Emperyalist merkezlerce dayatılan Türkiye’yi etnik temelde parçalama projeleri, son günlerde tekrar gündeme geldi. PKK eylemlerini basit terör olayları olarak görmekle ve göstermekle yetinen, örgütün ardındaki destekçileri ne hikmetse(!) her seferinde es geçiveren boyalı basında kısa süreli bir “şok” etkisi yaratan ABD kaynaklı parçalanmış Türkiye haritalarının “yeni versiyonları” ortalıkta dolaşmaya başladı. Geçtiğimiz Aralık ayında başlatılan operasyonları süper-gücün bir lütfu olarak gören “Made in Brussels” damgalı kalemşorların ise hala sesi soluğu çıkmamakta. Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanlığı ailesini geçindirmeye yetmemiş olacak ki bir de BOP eşbaşkanlığına soyunan muhterem zattan, kabinesinden ve “herkese eşit mesafedeki” cumhurbaşkanından da bu satırların yazıldığı ana dek bir tepki gelmedi ve geleceğe de benzemiyor. Aslında Bütün bu ahval-i şeraitin izahı da, tarihimizi biraz kurcalarsak pek de zorlanmaksızın ortaya çıkıveriyor. Zira Türkiye ve mazlum Anadolu halkı için bir ölüm fermanı niteliği taşıyan Sevr Barış Antlaşması’ndan bu yana emperyalizmin yaşadığımız coğrafya üzerinde oynadığı oyunlarda pek az değişim olduğu gözlenirken, altmış yıllık “Küçük Amerika” iktidarlarının tavrının da çözülen Osmanlı’nın işbirlikçi yöneticilerininkinden hiç mi hiç geri kalmadığı rahatlıkla tespit edilebiliyor. Dolayısıyla Cumhuriyet tarihimiz boyunca emperyalizmin ülkemizi bölmeye yönelik tezgahlarına el atmadan önce, günümüz şartlarıyla bağ kurabilmek adına, konunun tarihimizdeki en çarpıcı örneği olan Sevr’i daha detaylı olarak ele almak gerekiyor.
Anadolu, gerek verimli toprakları, gerek yer altı zenginlikleri, gerekse jeopoliltik konumu itibariyle, çağlar boyunca bir çekim merkezi olmuştur. Söz konusu coğrafyaya 16. yüzyıldan itibaren bir bütün olarak egemen olan Osmanlı feodal merkezi otoritesi, burayı 19. yüzyıla dek genel hatlarıyla istilaya ve farklı siyasi otoriteler arasında paylaşılmaya kapamıştı. Ancak duraklama ve gerileme devirlerinde hızla dinsel ve etnik beşeri sınırlarına çekilen Osmanlı, takip eden tarihsel süreçte bu sınırları da savunamayacak denli güçsüzleşince, bölge sömürge arayışındaki güçlerin gözdesi haline geldi.
Osmanlı Devleti’ni parçalama planları, özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren çıkar çatışmalarını, amaç birliği çerçevesinde gözden geçiren Rusya Çarlığı-İngiltere yakınlaşması ile büyük bir hız kazandı. Bu işbirliği ile birlikte Batılı emperyalistlerin göz diktikleri toprakların paylaşımı için hayata geçirdikleri gizli antlaşmalar ve parçalama haritaları döneminin de başlangıcı oldu.
20. yüzyılın başlarında, Osmanlı topraklarının bölüşülmesi ile ilgili olarak yapılan ilk gizli antlaşmaların altında, İngiliz, Fransız ve Rus devletlerinin imzaları vardı. Ancak daha sonra, 1. Dünya Savaşı yıllarında, Almanya’nın yanında savaşan İtalya’yı da İtilaf Devletleri grubuna dahil etmek isteyen bu devletler, İtalyan devletine de Osmanlı topraklarından pay teklif ettiler. Bu gelişmeler üzerine, Sevr’in öncülü sayabileceğimiz ilk antlaşmalardan birisi olan Londra Antlaşması, 1915 yılında İtalya ve İtilaf Devletleri arasında yapıldı. Buna göre İtalya, İtilaf Devletleri’nin saflarına katılmak şartıyla, Antalya bölgesine sahip oluyordu. Ayrıca, yine aynı yıl yapılmış olan Boğazlar Antlaşması’nda da, İstanbul, Boğazlar ve Marmara kıyıları Rusya’ya bırakılmıştı.
Yine İtilaf Devletleri arasında imzalanan bir diğer antlaşma da, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması’dır. Fransız diplomat Georges Picot ve İngiliz diplomat Mark Sykes tarafından hazırlanan bu antlaşmaya göre ise; Rusya Doğu Anadolu ve Boğazları (İstanbul serbest bölge olmak üzere), Fransa Mersin’den itibaren Çukurova ve bütün Suriye’yi , İngiltere ise Irak, Ürdün, Hayfa ve Akka limanlarını kendi topraklarına katacaktı.Ayrıca, yine 1916 tarihli Petrograd Antlaşması’nda da, bu kez Trabzon’a kadarki Karadeniz kıyılarının, Rus Çarı II. Nikola’nın insafına terk edilmesi kararlaştırılmıştı.
Ancak bu sırada gerçekleşen önemli bir gelişme, İtilaf Devletleri’nin bu planlarını kısmen bozdu. Rusya’nın içerisine düştüğü ekonomik buhranın Bolşevik Devrimi ile son bulması ve yeni kurulan Şūralar idaresinin savaştan çekilmesi, İngiliz ve Fransızların İtalya’ya olan ihtiyaçlarını arttırdı. Bunun üzerine 1917 yılında yapılan Sen Jean de Marianne Antlaşması ile beraber, İzmir bölgesi de İtalyanlara bırakılmış oldu.
Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayarak 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup çekilmesi ile beraber, paylaşım planlarının son halini alması için yapılan çalışmalar da hızlandı. Anadolu ve Trakya’da giriştikleri işgal eylemlerine karşı başlatılan direnişin cılız kalacağını ve bölüşüm planlarını sekteye uğratamayacağını düşünen İtilaf Devletleri, Paris Barış Konferansı sürerken, 19-26 Nisan 1920 tarihleri arasında İtalya’nın San Remo kentinde bir araya gelerek, toprakların paylaşımı konusunda anlaşmaya vardılar. Buna göre eski antlaşmalarda Çarlık Rusya’ya bırakılacak olan Doğu Anadolu, gerek ulusalcı hareketleri önlemek, gerekse Sovyet Devrimi’ni boğmak amacıyla kukla Ermeni devletine bırakılmaktaydı. Hiç kuşkusuz, söz konusu Ermeni planında etkisi bulunan en önemli isimlerden biri de Amerika Birleşik Devletleri başkanı Woodrow Wilson’du. Ayrıca, İtalya’nın Akdeniz’de güçlenmesinden çekinen İngiltere’nin, bir olupbitti sonucu İzmir çevresini İtalyanlardan alıp Yunanistan’a vermesi de, planlardaki bir diğer değişiklikti.
San Remo Konferansı’nda alınan kararlar, Paris Barış Konferansı’na katılması için gönderilen Tevfik Paşa aracılığıyla, 11 Mayıs 1920’de, Osmanlı yönetimine bildirildi. Söz konusu kararları İstanbul hükümetine ulaştıran Tevfik Paşa, bunun değil bağımsızlık, devlet fikriyle bile bağdaşmayacağı kanaatindeydi. Ayrıca, Tevfik Paşa, İngiltere ve Fransa arasında meydana gelen fikir anlaşmazlıklarını da hissederek, bu vaziyetten yararlanmayı düşünmüş ve mutabakata yanaşmamıştı. Bu fikirlere bir de, antlaşma imzalandığı taktirde bazı kabine üyelerinin istifa edecekleri kararı da eklenince Damat Ferit çareyi, heyet başkanlığını üstlenip bizzat Paris’e gitmekte buldu. Bunun neticesinde, güçsüz ve korkak Osmanlı yönetimi, İtilaf Devletleri’ne birkaç ufak değişiklik yapılması çağrısında bulunurken, aynı tasarıyı kabul etmesi için girişimlerde bulunulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti, bu devletlere böyle bir haritayı görüşmeye dahi yanaşmayacağını kesin olarak bildirdi.
Bunun yanı sıra Mustafa Kemal’in önderliğindeki Ankara hükümeti, 19 Haziran 1920 tarihinde yaptığı gizli oturumda, son gelişmeleri göz önünde bulundurarak memleketin dört bir köşesinden gelen mebuslara Misak-ı Milli’ye bağlılık yemini ettirdi ve ülke topraklarının paylaşılmasını kabul etmeyeceğini açıkça ortaya koydu. Bunun üzerine, İzmir’in işgalini takip eden dönemde yer yer Anadolu’ya sızmayı deneyen Yunanlılara karşı yapılan ulusal direniş hareketleri de yoğunlaştı.
Padişah ve İstanbul hükümetinin teklifi yeniden gözden geçirme önerisi, bu devletler tarafından dikkate dahi alınmadı. Damat Ferit Paşa tarafından 8 Temmuz günü Barış Konseyi’ne iletilen yazılı görüş metnine, bir hafta kadar sonra verilen yanıtta, söz konusu görüşlerin reddedildiği bildirildi. Üzerine üstlük 17 Temmuz tarihli notada, şayet Osmanlı, 10 gün içerisinde antlaşmayı imzalamaya yanaşmazsa, daha ağır şartlar ileri süreceklerini belirttiler.
Bu nota İstanbul’da duyulunca, Türkiye halkı içerisinde büyük bir üzüntü yarattı. O ana dek Anadolu’nun bir kısmının düşman birliklerince işgal edilmiş olmasına aldırmayanlar, bu ağır kararın sorumluluğunu tek başlarına üstlenmemek için de, 22 Temmuz 1920’de Saltanat Şūrasını topladılar.Söz konusu toplantıya kabine üyeleri haricinde, sivil, asker ve din adamı olarak 50’ye yakın kişi de katılmıştı.
Yapılan görüşmeler sonunda söz alan Damat Ferit Paşa, şartların ağır olduğunu kabul etmekle beraber, İstanbul’un Osmanlı Devleti’ne bırakılmasını bir başarı sayıyor ve bunun da padişaha duyulan güvenin neticesi olduğunu savunarak, antlaşmanın kabulünden başka çare kalmadığını iddia ediyordu. Nitekim bu konuşma sona erdiğinde padişah, imzaya razı olanların ayağa kalkmalarını istediğinde, o havayı teneffüs eden pek çok kişinin de Damat Ferit’ten farklı düşünmediği ortaya çıkıyor ve topçu Ferik (Korgeneral) Rıza Paşa hariç herkes antlaşmanın yapılmasını onaylıyordu.
Beklenilen kararın çıkması üzerine Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiseri Sir Robeck’e antlaşmaya imza atacak olan delegelerin en kısa sürede yola çıkacaklarını bildirdi. Söz konusu heyette bulunan delegeler ise şunlardı: Âyan meclisi üyelerinden Bağdatlı Hadi Paşa, Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ve Bern elçisi Reşat Halis Bey.
Barış şartlarını Osmanlı heyetine ileten Fransız Başbakanı Millerand yaptığı kısa konuşmasında, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na katılmasının bu savaşı birkaç sene uzattığını belirtiyor ve bu tip bir vaziyetin yeniden meydana gelmemesi için İtilaf Devletleri’nin gerekli önlemleri almaları gerektiğini öne sürüyordu. Bu çerçevede, görüşmeler yazılı olarak sürdürülecek ve İstanbul hükümetine bir aylık daha süre tanınacaktı.
Bu süre zarfında hazırlanan antlaşma taslağı ise, bütün halkımız için adeta bir ölüm fermanı niteliğindeydi. Osmanlı’yı İstanbul ve Anadolu’nun çok ufak bir bölümüne hapseden İtilaf Devletleri, aynı zamanda Boğazların tüm devletlere açık tutulacağını, Türk toprakları üzerinde Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kurulacağını, askeri gücün kısıtlanacağını ve bütün mali kaynakların da kendileri tarafından denetleneceğini belirtiyorlardı.
Sürecin devam ettiği dönemde emperyalist devletler, yaptıkları tartışmalı tarih yorumlarıyla da, Türk halkını ve ulusal bağımsızlık savaşımını zan altında bırakmak niyetindeydiler. Bu tarih yorumlarına göre Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na, kendisine daima destek olan dostlarına ihanet etmek suretiyle girmiş ve savaşın uzaması ile milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermişti. Yine bu devletlerin tarih yorumlarında, Osmanlı’nın Rumları ve Ermenileri topluca katlettiği ve anayurtlarından zorla sürdüğü yer almaktaydı.
Bütün bu baskılara yalnızca boyun eğmekle yetinen Osmanlı yönetimi, İtilaf Devletleri’nin “Türkleri Avrupa’dan kesin olarak atma” tehditlerini göğüsleyemedi. Bunun sonucunda, bir vatana ihanet belgesi olarak kabul edilen ve ulusal mücadelenin zaferi sonucunda uygulanmaksızın rafa kaldırılacak olan Sevres (Sevr) Barış Antlaşması, 10 Ağustos 1920 tarihinde, Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Sevres kasabasında Osmanlı delegelerince imzalandı. Antlaşmayı imzalayan diğer devletler ise, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Portekiz ve Romanya’ydı.
Türkçe çevirisi 113 büyük sayfadan oluşan ve 433 ana madde içeren bu antlaşma, öyle bir ihanet belgesiydi ki, bütün Anadolu’nun gerçek sahibi olan Türk halkına, Orta Anadolu’da bulunan ve iki vilayet genişliğindeki bir toprak parçasından başka hiçbir şey bırakılmamakta, bu toprak parçasında da bir nevi sömürge yönetimi oluşturulmaktaydı. Ünlü Sovyet tarihçi A.M. Samsutdinov’un konuyla ilgili olarak kaleme aldığı şu satırlar dikkate değerdir;
“Sevr Barış Antlaşması, zafer kazanan ülkelerce 1914-1918 yıllarındaki Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ülkelere dayatılan Versailles Barış Antlaşmaları sisteminin ayrılmaz bir parçasıydı. Bu antlaşma hükümlerine göre Türkiye bağımsız bir devlet olma haklarından fiilen yoksun kalmaktaydı.(...)Sevr Antlaşması Türkiye’ye hemen hemen hiçbir yararlı yer altı madeni ve sanayi kuruluşu bulunmayan Orta Anadolu yaylasını bırakmaktaydı.(...)İtilaf, Türkiye’yi sömürge bağımlı bir ülke konumuna sokmuş oluyordu.”
Ayrıca Sevr Barış Antlaşması’nın bütün maddeleri içerisinde mali meseleler ile ilgili olanlara ayrı bir özen göstermek ve bu maddeleri daha dikkatlice irdelemek gerekir. Çok ağır koşullar bildiren, emperyalizmin bir ülkeyi parçalamasının ardındaki asıl amaçları da gözler önüne seren ve antlaşmanın belki de en yıkıcı unsuru olan bu maddelerin içeriklerini Niyazi Berkes şöyle anlatıyor;
“Sevres muahedesinin mali maddeleri, o tarihten 40 yıl önceki Berlin Konferansı’nda doğan bir fikrin, Türkiye üzerine mali kontrol koyma fikrinin zeylidir. Bu maddelere göre uluslararası bir komisyon kurulacaktı. Bu komisyonun tayin edeceği şartlara göre Borçlar İdaresi hükümete tavsiye ve yardımda bulunacaktı. Uluslararası komisyonun iç ekonomideki yetkileri şunlar olacaktı: Yıllık bütçe ilk önce mali komisyona verilecek, komisyonun verdiği şekli ile ondan sonra meclise gidecekti.
Meclisin yapacağı herhangi bir tadilat, mali komisyonun tasdiki olmadan uygulanamayacaktı. Ne Meclis’in, ne de maliye bakanlığının bütçe ve maliye kanunları ve nizamları üstünde son söz hakkı olmayacaktı; bunlar ancak mali komisyonun yetkisi altında uygulanabilecekti. İç borçlar üzerinde mali komisyonun kesin veto hakkı olacaktı. Türk parasının idaresi ve ıslahı bu komisyona ait olacaktı. Borçlara ayrılanlar müstesna bütün Türk kaynakları bu komisyonun emrinde olacaktı. Türk mali idaresinin yabancılarla münasebetlerinde de son söz komisyona ait olacak, dış borç anlaşmalarında vetosu olacaktı. Komisyonun muvafakatı olmaksızın hükümet ne içeride, ne dışarıda kimseye imtiyaz veremeyecekti. Gümrük tarifelerini tayin de bu komisyona aitti. Gümrükler, komisyonun tayin edeceği ve ona karşı sorumlu olan bir genel direktör tarafından idare edilecekti. İleride Borçlar İdaresi de bu komisyonla birleştirilecekti. Alacaklılar tahvil hamili özel kişiler veya onların temsilcisi olan banka grupları değil, uluslararası bir muahede ile tanınmış devletler olacaktı. Para, ekonomik kalkınma, vergi reformu, iç ve dış devlet finansmanı, gümrük siyaseti, imtiyazlar, bütün tabii kaynaklar bu devletlerin organı olan bu mali komisyonun yetki alanına giriyordu. Bunun manası, Türkiye’nin ne siyasi, ne ekonomik, ne mali, ne adli hiçbir bağımsızlığı olmayacağıdır. İşte Kırım Harbi’nin başlattığı borçlanma siyasetinin verdiği sonuç!”
Mustafa Kemal’in önderliğindeki Ulusal Kuvvetler’in mutlak zaferi ile, zaten Türk halkı içerisinde zaten asla kabul görmemiş olan Sevr Barışı tarihin çöplüğüne gönderildi ve bu zafer Lousanne (Lozan) Antlaşması ile taçlandırıldı.
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması, Türkiye’nin dünya tarafından egemen bir devlet olarak tanınmasının belgesidir. Ayrıca bu antlaşma ile Anadolu’yu parçalama ve bu topraklar üzerinde yaşayan etnik unsurları birbirlerine kırdırma planları da bir süreliğine bozguna uğratılmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Söylev’de de belirttiği üzere;
“Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra, düşman devletler Türkiye’ye dört kez ‘barış koşulları’ önermişlerdir. Bunların birincisi, Sevr tasarımıdır ki, Vahdettin hükümetince 10 Ağustos 1920’de kabul edilip imza edilmiştir. T.B.M.M.’ce bu tasarı tartışılmaya bile değer görülmemiştir.
İkinci barış önerisi, Birinci İnönü Savaşı’ndan (yengisinden) sonra toplanan Londra Konferansı’nın bitiminde yapılmıştır; temelinde Sevr vardır; öneri tartışma konusu olmadığından İkinci İnönü Savaşı’nın başlamasıyla sonuçsuz kalmıştır.
Üçüncü barış önerisi Sakarya yengisinden sonra, yakın bir saldırmamızın beklendiği sırada yapılmıştır ki (bu da), ulusal amacımızı gerçekleştirecek nitelikten uzaktı.
Dördüncü öneri Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmelere konu olmuştur. “
Görüldüğü üzere, Anadolu zafer kazandıkça, barış koşulları da Sevr’den uzaklaşarak yumuşamıştır.
Ancak elbette ki Lozan Antlaşması, emperyalizmin Anadolu’da birden fazla egemenlik merkezi yaratma ve ulusun çeşitli unsurlarını birbirine kırdırma politikalarının devamını önleyememiştir. Lozan’ın imzalanmasından bu yana, Türkiye’yi parçalamak için yapılan planlardan dikkate değer olanlar şunlardır;
1-) A.B.D. ve bazı Avrupa devletlerinde örgütlü Kürt Teali Cemiyeti devamcısı dernekler tarafından 1938’de Cemiyeti Akvam’a ve 1945’te San Francisco’da toplanan Birleşmiş Milletler’e sunulan haritalar.
2-) 2. Dünya Savaşı yıllarında, Nazi Almanyası’nda hazırlanan Türkiye ve Orta Doğu haritaları.
3-) Türkiye topraklarında bağımsız bir Ermenistan ve Kürdistan devletleri kurulmasını öngören 1941 tarihli A.B.D. ordu haritaları.
4-) 1961’de İsrail Genelkurmay Başkanı Zvi Zur ve İstihbarat Başkanı Hayim Herzog’un odalarında bulunduğu tespit edilen Orta Doğu haritaları.
5-) 1961’de Türk askeri heyeti tarafından A.B.D.’de görülen, Pentagon duvarındaki Orta Doğu haritası.
6-) 1966’da İsviçre televizyonunda yayınlanan bölünmüş Türkiye haritası.
7-) 2003’te Macaristan’daki A.B.D. üssünde görülen haritalar.
8-) Texas Üniversitesi Perry- Castneda Harita Kütüphanesinde yer alan ve CIA tarafından hazırlandığı belirtilen, “Ortadoğu ve Sovyetler Birliği’ndeki Kürt Bölgeleri” başlıklı harita.
9-) İtalya merkezli Heartland jeostrateji araştırmalı grubunun hazırladığı Ortadoğu haritaları.
10-) Kuzey Irak’taki devlet okullarında okutulan “El Vataniye El Terbiye” adlı yurttaşlık bilgisi kitabında yayımlanan haritalar.
11-) Fransız TV5 televizyonunun 2005 yılında, “Türkiye Özel Yayını” çerçevesinde gösterdiği haritalar.
12-) 4 Temmuz 2006 tarihinde, yarı-resmi “A.B.D. Silahlı Kuvvetler Dergisi”nde (Armed Forces Journal) yayımlanan Büyük Ortadoğu Projesi haritaları. Söz konusu haritalar, 1998 yılında Amerikan Askeri Haberalma Dairesi’ndeki Başkan Yardımcılığı görevinden emekli olan Yarbay Ralph Peters’e ait. Söz konusu kişi, Türkiye’yi bölen bu haritaları daha önce yazdığı kitaplarında da yayımlamış. Kendisi, A.B.D. yönetiminde söz dinlenilirliği olan bir kişi.
13-) Demokratlara yakınlığıyla tanınan Amerikan “The Atlantic Monthly” dergisinin Ocak-Şubat 2008 sayısında yayınlanan Jeffrey Goldberg imzalı “Irak’tan Sonra” makalesinde sunulan harita.
İşte tüm bu haritalar yan yana konulduğunda, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu tehdit daha net bir biçimde meydana çıkıyor. Washington’dan dayatılan Yeni Dünya Düzeni içerisinde emperyalizmin, çıkarlarının gerektirdiği sömürme mekanizmasını çalıştırmasına engel olan ulus-devletleri tasfiye etmek için her türlü etnik-mezhepsel ayrılığı kışkırtarak, “ulus” yapısını ortadan kaldırma isteğini gözler önüne seren bu belgeler, ayrımcılığa karşı birlik olmanın ve parçalanma planlarının taşeronları olan, Türkiye’nin bölünmesi için yapmış oldukları gizli anlaşmaları bile itiraf etmekten çekinmeyen işbirlikçi yönetim ve sınıfları ivedilikle ülke yönetiminden uzaklaştırmanın ne denli yakıcı bir görev olarak karşımızda durduğunu da kesin olarak ortaya koyuyor. Bir başka değişle artık, Türkiye’yi parçalama planlarının salt bir plan olmaktan çıkıp emperyalizmin saldırı pratiğinin bir parçası haline geldiği günümüzde, ulusumuzun ve vatanımızın parçalanmasını önleyebilmek için, yeniden Atatürk’te, Cumhuriyet devriminde birleşmek ve “Tam bağımsız Türkiye!” sloganının izdüşümü olan siyasi programı bir an önce hayata geçirmek gerekiyor. Favori olarak ekle (38) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1984
|
|||||||||||||
| Son Güncelleme ( 22 01 2008 ) | |||||||||||||
| Olay yok |
| Cvp:ODTÜ Teknokent Ücretsiz Pat... Deneme 21-08-08 15:21 |
| Cvp:ODTÜ Teknokent Ücretsiz Pat... Deneme 21-08-08 14:43 |
| ODTÜ Teknokent Ücretsiz Patent ... Deneme 21-08-08 14:33 |
![]() |
|
![]() |
|
| 04 Ekim, 2008 @14:07 : yeter artık verdiğimiz şehit ... --> Ziyaretçi |
| 21 Ağustos, 2008 @04:07 : çok hoş ... --> Ziyaretçi |
| 16 Ağustos, 2008 @13:25 : slm arkadaşlar uzun zaman oldu uğramayalı ... önc ... --> Ziyaretçi |
| 11 Ağustos, 2008 @02:48 : Arkadaş siyaset kavramını oturtamamış galiba. Siya ... --> Ziyaretçi |
| 07 Ağustos, 2008 @01:24 : fotoğraf üzerinden bile siyaset yapabiliyorus hela ... --> Ziyaretçi |
![]() |
|
| « | < | Ocak 2009 | > | » |
| P | S | Ç | P | C | C | P |
| 29 | 30 | 31 | 1 | 2 | 3 | 4 |
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | 1 |
| Türk-Japon İletişim Topluluğu ... |
| iletişim kurabileceğim bir numara alabilme imkanım varmı?mai... |
| 29/12/08 17:25 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan ebubekir sorgun |
| PERUK OMZA! |
| insanların düşüncelerini değiştirmek gerçekten çok zor..bu ... |
| 28/12/08 14:59 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan ayşe |
| PERUK OMZA! |
| insanlara birseyleri kabul ettirmek kadar zor birşey yok bu ... |
| 28/12/08 14:37 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan Ayşe |
| ODTÜ 23 EKİM YÜRÜYÜŞ ÜNDEN ODT... |
| Pkk karşıtı eylem adı altında şoven duyguları kabartan herke... |
| 28/12/08 00:54 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan Marksist Fikir Topluluğu sempa |
| 157 kayıtlı üye |
| 0 bugün |
| 0 dün |
| 0 bu hafta |
| 0 bu ay |
| En son üye: |
melmac |