YAZARLAR
Mustafa Altay Sönmez
AÇLIK ÇAĞI | AÇLIK ÇAĞI |
|
|
|
| Yazar Mustafa Altay Sönmez | ||||||||||||
| 28 05 2008 | ||||||||||||
|
Küreselleşen dünya ekonomisinde açlık ve vahşet de küreselleşti. Geçmişte bilimsel ve teknolojik birikim yetersizliğinden kaynaklanan ve doğal koşulların zorlaşması sonucunda sınırlı bir zaman dilimi içinde ortaya çıkan ani üretim düşüşleri nedeniyle insanlar açlık çekerken, günümüzde açlık sorunu Batı'nın yeryüzü kaynakları üstündeki eşitsiz tahakkümü ve en yüksek düzeyine ulaşmış bulunan tüketim çılgınlığıyla belirginleşti ve süreklilik kazandı. Küresel gıda krizi, neoliberal politikalarla şekillenen yeni ekonomik sistemin dünyayı getirdiği nokta açısından, özellikle vurgulanması gereken bir süreç. Bu sürecin üç ayağı var; belirli bölgelerde yoğunlaşan üretim düşüşleri, az gelişmiş ya da kalkınmakta olan bir çok ülkenin tarımda kendi kendine yeterliğini kaybetmesi ve bu ülkelerin gıda üretimlerini açlık-kıtlık sorununu kronikleştiren bir piyasa sistemine devretmeleri. Süreci daha iyi anlamak içinse öncelikle küresel talebi ve arzı belirleyen koşullara eğilmeliyiz; Talebi Belirleyen Koşullar Nüfus Artışı 2000 senesinden 2050'ye dünya nüfusuna 3 milyar kişinin eklenmesi bekleniyor, bu artışın 2 milyarı ise Hindistan Altkıtası'nda ve Sahraaltı Afrika'da gerçekleşecek (1). 2000'de 115 milyon olan Nijerya nüfusu bugünkü nüfus artış hızı devam ederse 2050 senesinde 258 milyona, 138 milyon olan Bangladeş nüfusu ise 255 milyona yükselecek. Nüfus artışının yanısıra özellikle AIDS gibi hastalıklar ve kötü sağlık koşulları nedeniyle birçok Afrika ülkesinde nüfüsun azalmakta olması ve bunu takip eden işgücü kaybı da tarımsal üretimi sekteye uğratmaktadır. Kısacası aşırı artışlarda ya da aşırı düşüşlerle ortaya çıkan demografik depremlerin yaratacağı sonuçlar 21. yüzyılda gıda sorunun çerçevesini belirleyecek önemli etkenlerden biridir. Daha İyi Beslenme Koşulları Talebi Dünya nüfusunun en zengin yüzde 20'lik dilimi, en fakir yüzde 20'nin 9 katı kadar et ve balık tüketiyor. Et tüketimi ise daha fazla tahılın yem olarak ayrılmasını gerektiriyor. Bugün Hindistan'da ortalama 200 kilo olan kişi başına yıllık tahıl tüketimi, ABD'de -büyük kısmı dolaylı olarak et, süt, yumurta, çiftlik balığı gibi mamül ürünlerin tüketimi yoluyla- 800 kiloya kadar yükselmektedir. Dolayısıyla dünyanın tüm geri kalmış bölgelerindeki -ete zaten ulaşamayan- yoksul yığınların son gıda kriziyle birlikte ellerindeki buğdayı, arpayı ve mısırı da kaybetmelerini gelişmiş Batı'daki, özellikle ABD'deki tüketimin karşılanması için kıt kaynakların küresel ölçekte sınırsızca harcanmasına bağlamak hatalı olmaz. Öte yandan Çin, Hindistan gibi hızla gelişen ülkelerde daha iyi beslenme koşullarına talep yükselmektedir. Günlük kalorilerinin yaklaşık yüzde 60'ını buğday, pirinç, mısır gibi tek bir nişastalı üründen karşılayan düşük gelirli kesimlerin, gelir düzeylerindeki artışlarla birlikte hayvansal proteinlere yönelmeleri dünya gıda talebini artırmaktadır. Arzı Belirleyen Koşullar Verimlilik Evet; nüfüs artıyor ve daha yüksek protein değerli kaynaklara talep yükseliyor. Peki “arz”ı belirleyen koşullardaki değişim son yarım yüzyılda nasıl bir seyir izledi? Gıda üretiminin 20.yy'ın ikinci yarısı boyunca sistemli artışlar kaydettiğini söylemek hatalı olmaz. Son yarım yüzyılda bilimsel gelişmelerle, sulama ve gübreleme olanaklarındaki artışlarla ve mekanize tarımın gelişmesiyle birlikte tahıldaki verimlilik artmış; 1950'de hektar başına ortalama 1.1 ton olan küresel tahıl üretimi 2000 yılında 2.7 tona çıkmıştır. Son yıllarda ise bu gelişme durma noktasına geldi ve tarımda verimliliğin sınırlarına yaklaşıldı. Üstelik yerkürenin artık, tarımsal verimliliği düşüren başka bir sorunu daha var: küresel ısınma. Küresel ısınmanın etkileri üzerine yapılan bir araştırma sonucunda, büyüme mevsimindeki 1 derecelik ısı artışının buğday, pirinç ve mısır verimini yüzde 10 azalttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla küresel ısınma, çağımızda tarımda verimliliği düşüren önemli etkenlerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Toprak Tarımsal üretimde verimliliğin sınırlarına yaklaştığımız gibi üretim yapılan tarım alanlarında ve kullanılan kaynaklarda da yerkürenin fiziki sınırlarına dayandık. Artan nüfüsü beslemek için toprakların aşırı kullanımı beraberinde çölleşmeyi, tarım alanlarının verimsizleşmesini getirmektedir. Bu olgu özellikle, 20.yy'ın en önemli ekonomik başarılarından birini göstererek 1950'de 90 milyon ton olan tahıl üretimini 1998'de 392 milyon tona çıkaran Çin'in, 1998'i takip eden yıllarda üretim düşüşleri yaşamasındaki en büyük etken olarak görülüyor. Sadece 1998-2003 arasında, Çin'deki tarım alanları yüzde 16 azaldı ve neticede Çin, dünyadaki en büyük tahıl ithalatçısı ülke haline geldi. Tarım alanlarını daraltan bir başka unsur ise tarım alanlarının gittikçe büyüyen kentlere açılması. Tarım yapılması gereken verimli arazileri artan bir hızla otoyollar ve kentler kaplıyor. Üretime açabileceğimiz yeni tarım alanları ise oldukça kısıtlı. Tarıma açıldığında küresel gıda arzına ciddi katkılar yapacak topraklara sahip tek ülke Brezilya olarak gösteriliyor. Ancak Brezilya'nın elindeki bu bakir alan dünya ekosistemi için vazgeçilmez öneme sahip olan Amazon havzası ve havzanın güneyindeki savana benzeri bir bölge olan Cerrado. Dolayısıyla uluslarası kamuoyunda ve Brezilya'da, bir çevre felaketi yaratmak pahasına yeni, geniş tarım alanları açmak fikri çok destek bulmuyor. Tarımsal üretim artan bir hızla çeşitli ülkelerde biyoyakıt üretimine yönlendirilmesi ise özellikle son yıllarda hız kazandı. Tarım alanlarının biyoyakıt üretimine açılması karşısında Fidel Castro, ABD'nin “doymak bilmez iştahıyla” mısır, şekerkamışı, soya gibi bitkileri etenole çevirme hedefinde olduğunu ve bunun milyarlarca insanın açlığı pahasına yapıldığını belirtmişti. Yine Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Raportörü Jan Ziegler'in “devasa miktarlarda biyoyakıt üretimi insanlık suçu anlamına geliyor” yorumu dikkat çekiciydi . Bir arabanın benzin deposunu biyoyakıtla doldurmak için gereken ürünün gelişmekte olan bir ülkede bir kişinin bir yıllık tahıl tüketimine tekabül ettiği düşünülürse Castro'nun ve Ziegler'in yorumları daha iyi anlaşılır. Su 1 kilo tahıl üretmek için 1 ton suya ihtiyaç vardır. Dünyadaki su kaynaklarının yüzde 70'i ise tarım alanlarının sulanması için kullanılmaktadır. Su kaynakları tüm yeryüzünde hızla azalmakta; akarsularının kuruması üzerine yeraltı su kaynaklarına yönelen ülkelerin yeraltı su seviyelerinde de büyük bir düşüş yaşanmaktadır. Tarımsal alanlar gibi, suyun da gittikçe kalabalıklaşan kentlerin kullanımına açılması sorunu büyütmekte, su sorunu, başlı başına bir felaket olmasının yanı sıra gıda krizini de derinleştirmektedir. Örneğin 2050 senesinden önce toplam nüfusları 350 milyonu aşacak olan Mısır, Sudan ve Etiyopya'da tarımsal üretimin Nil suyuna bağlı olması bu üç ülke arasında ciddi çatışmalar doğması sonucunu getirebilir. Petrol Gıda maliyetlerinin artışında petrol fiyatlarının yükselmesi, petrolün varil fiyatının 113 dolara kadar çıkması da etkili oldu. Petrol tarım için önemli çünkü su pompaları ve traktörler petrolle çalışıyor. Petrolde “Hubbert zirvesi” adı verilen eşik artık aşılmış durumda ve bilinen petrol rezervlerinin önümüzdeki 40 yıl içinde tükenmesi bekleniyor. Kaynak Tabanını Genişletmek 1990'lı yıllarda soya fasülyesi ve sukültürleri üretiminde büyük artışlar yaşandı. 2003 senesinde sukültürleri üretimi 40 milyon ton, sığır eti üretimi ise 59 milyon tondu. Bu artışlar belki de gelmekte olan gıda krizini erteleyici bir işlev gördü. Ancak soya fasülyesinin ekim alanları da tahıllarınki gibi kısıtlı. Okyanus balıkçılığı ile sukültürleri üretimi yapılan okyanuslarsa tıpkı meralar ve otlaklar gibi sürdürülebilir verimini hızla kaybediyor. Dolayısıyla yeni protein kaynaklarına yönelme eğiliminin küresel gıda krizini daha fazla öteleyemeyeceği biliniyor. Geleneksel Tarım Ülkeleri Gıda Bağımsızlıklarını Nasıl Yitirdi? Küresel gıda arzındaki nüfus artışına göreceli azalmanın nedenleri açık olmakla birlikte bu düşüşün geri kalmış ülkelerde bir açlık felakatine dönüşmekte olmasının daha farklı ve küresel sistemin yapısna ilişkin gerekçeleri var. 2025 yılında Afrika kıtası, ihtiyaç duyacağı gıdanın sadece yüzde 25'ini üretebilir durumda olacak. Afrika örneğinde en belirgin halini alan neoliberal politikalar sonucunda eski geleneksel tarım ülkeleri “gıda bağımsızlıklarını” yitirerek piyasa koşulları içinde bütünüyle savunmasız kaldılar. Gıda krizinde özellikle “gıda fiyatlarındaki artışa” dikkat çekilmesi bu noktada anlamlıdır. Gıda fiyatlarındaki artış, kuşkusuz diğer tüketim mallarına göreceli olarak yükselmektedir ve bu malların tüketicisi olan gelişmiş ülke yurttaşlarının harcama eğilimlerine göre değişmektedir. Diğer bir deyişle, gelirlerinin yüzde 10-20 arasındaki bölümünü gıdaya ayıran gelişmiş ülke yurttaşları, gelirlerini yüzde 70-80 dolayında gıdaya ayıran ülke yurttaşları ile aynı küresel pazar içinde buluşmakta ve gıda fiyatları da bu pazar içinde oluşmaktadır. Az gelişmiş ve kalkınmakta olan ülkeler, 1980'lerden bu yana artan şekilde sınırlarını serbest ticarete açmaları telkiniyle karşılaştılar. Bu yönde çalışan, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlarla işbirliği yapan hükümetler ABD ve diğer Batılı devletler tarafından desteklendi. Bu ülkelerde, devlet tarafından sübvanse edilmeyen küçük üretici, sınırların açılmasıyla ve gümrük tarife oranlarının düşürülmesiyle birlikte uluslararası gıda şirketlerinin denetimine girerken, ABD'li ve Avrupalı üreticiler ise devletleri tarafından sübvansiyonlarla destekleniyor ve ürünlerini fakir ülke köylülerinden daha ucuz fiyatlarla satabiliyorlardı. Böylelikle eskiden tarım ihracatı yapan bu ülkeler kısa zaman içerisinde net tarım ithalatçılarına dönüştüler ve Batı'nın artan stoklarını eritebileceği yeni pazarlar haline geldiler. Süreç içinde fakir ülkelerdeki tarımsal faaliyet bu ülkelerde etkinlik göstermeye başlayan gıda devleri tarafından “ürünleri çeşitlendirme” söylemleriyle birlikte, “cash crop” olarak ifade edilen, kakao, tütün, muz gibi ürünlere yöneltildi. Sonuç olarak liberal ticaret içinde çok önemsenen karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmalarına karşın, neoliberal politikalara uyum göstermeye zorlanan bu ülkeler zamanla temel gıda ürünleri üretmeye yönelik kapasitelerini yitirdiler ve gıda ithalatına bağımlı hale geldiler. Bu süreçte belki de herşeyden çok kalkınmakta olan ülkelerin kurumları hedef alındı. Çünkü bir kez bu kurumlar yıpratılıp tasfiye edilince çokuluslu şirketlerin tarımı çökertilmiş ülke pazarlarına girmesi kolaylaşıyordu. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan veriler çok açık ve anlaşılır; küçük bir örnek: kahve. Korkut Boratav, yaptığı bir araştırma sonucunda 1977'de ithalatçı ülkelere gerçekleşen nihai kahve fiyatı içinde, ihracatçı ülkelere intikal eden oranın, %27'si çifçiye, %24'ü devlete olmak üzere %51 olduğunu belirtmiştir. Bu oran 1994'te, üretici ile ihracatçı arasındaki alan büyük ölçüde çokuluslu şirketler ve Batı'nın büyük süpermarket zincileri tarafından doldurulduktan sonra ise %17'si çiftçiye %3'ü devlete olmak üzere %20'ye düşmüştür. Dolayısıyla yukarıda “cash crop” olarak ifade ettiğimiz ticari ürünlerden biri olan kahveden elde edilmiş olan gelir de Nestle gibi çokuluslu gıda şirketlerine akmaya başlamış, kendi nüfusları açlık çekerken, Batı için kahve üreten ülkeler zamanla mevcut ticari avantajlarını da kaybetmişlerdir. (2) Gıda Bağımlılığının Çapası: Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Gıda bağımlılığında son cepheyi Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar açtı. Sağlığa ve çevreye yönelik olumsuz etkileri dışında GDO'lar, patent uygulamaları çerçevesinde çokuluslu şirketlere azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülke pazarlarında kendi tekellerini yaratmaları için gereken teknik ve staratejik üstünlüğü veriyor. GDO'ya Hayır Platformu'nun Geneteği değiştirilmiş Organizmalar Deklarasyonu'nda (3) belirtildiği üzere “Dünyada genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünlerinin tohum piyasası 8-10 firmanın elinde.” bulunmaktadır. Gıda Krizinin Tetikçisi: Köpek Balığı Fonları Gıda fiyatlarının ani yükselişinin nedenlerinden bir başkası olarak da spekülasyonlar yoluyla girdiği piyaslardaki fiyatları aşırı seviyelerde yükselten – mortgage krizindeki, petrol fiyatlarının yükselmesindeki etkileri de bilinen- ve “köpek balığı fonları” olarak tabir edilen fonlar gösterilmektedir. Piyasa koşulları içinde elllerindeki büyük sermayelerle köşe kapmaca oynayanların özellikle ekonomileri sıcak para akışına bağımlı hale gelmiş, borsa fetişisti ülkelerde yıkımlar yaratması oldukça doğal. Bu bakımdan “köpek balığı fonlarını” ve benzeri spekülatif, manipülatif piyasa araçlarını gıda krizinin sorumlusu değil, tetikleyicisi olarak görmek daha doğru olur. Pirinç Değil Bulgur Türkiye tarımının sorunlarına, bu yazının alanını çok genişleteceği için sadece ana başlıklarla değineceğiz. Yukarıda kısaca vermeye çalıştığımız süreç Türkiye için de çok farklı bir seyir izlemedi. Türkiye'de Nisan 2007 verileriyle karşılaştırıldığında 2008'in Nisan ayında 1 litrelik ham ayçiçek yağındaki fiyat artışı %123, Kırmızı mercimekde %133, yerli baldo pirinçte %81, barbunyada %70, bulgurda ise %100 olarak gerçekleşti.(3) Ziraat Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan verilere göre ise 2006 yılından 2007'e buğdayda %13.9, arpada %23.5, mercimekte %12.4, kuru fasulyede %21.3, tütünde %18.5, ayçiçeğinde %23.6, üzümde %9.7, fındıkta %19.8, zeytinde %39.1 oranında üretim düşüşleri yaşandı. Uzayıp giden liste temel ürünlerde Türkiye tarımının kaygı verici bir hızla küçüldüğünü göstermektedir. 2007 yılında tarım sektörü %7.3 küçülmüştür. Türkiye'de tarım sektörü, tarımsal KİT'lerin özelleştirilmesi, Toprak Mahsülleri Ofisi'nin, tarım satış kooperatif ve birliklerinin etkisiz hale getirilmesiyle, doğrudan gelir desteği gibi üretimi arka plana iten uygulamalarla birlikte kendi kendine yeterliliğini yitirmiştir. Dünya Bankası, IMF, DTÖ ve Gümrük Birliği kaynaklı politikaların izlenmesiyle Türk çiftçisi yoksulaşmış, milyonlarca köylü kent varoşlarındaki işsiz ordusuna katılmıştır. Son dönemdeki ani fiyat yükselişlerinin sorumlusu olarak gösterilen stokçuları, spekülatörleri yaratan da bu süreçtir, ancak çözüm çok daha derindedir ve ancak devletçi-halkçı ekonomik düzlemde bağımsız bir tarım politikası gerçekleştirilerek sağlanabilir. (4) Ancak bu gerçekleştirilemezse de sorunun Tarım Bakanı Mehdi Eker'in iddia ettiği gibi pirinç değil bulgur yiyerek geçiştirilemeyeceği ortadadır. Çünkü yukarıda sözünü ettiğimiz gibi bulgur fiyatları da son bir senede iki katına çıkmıştır. Batı Açlık Savaşlarını Körükleyebilir Açlık meselesi çağımızın kronik sorunu. Sorunun çözülmesi içinse Haiti'den, Endonezya'ya, Afganistan'dan Senegal'e üretim olanaklarını artırmak, ve küresel boyutta bölüşüm ilişkilerini yeniden düzenlemek gereklidir. Kitlelerin siyasi bir çözüm ortaya koyması isyan dalgalarının örgütlü bir birliktelik göstermesine ve anarşiye yönelmemesine bağlı. IMF başkanının gıda krizi savaşlara neden olabilir açıklamasına bu yüzden özellikle dikkat edilmeli. IMF başkanının bu açıklamasının, açlığa mahkum edilmeye çalışılan yüz milyonlarca insanın savaşlarla birbirine kırdırılacağı karanlık bir dönemin, sömürgecilerin önümüzdeki dönemde girişeceği bir komplonun ilk ipucunu vermekte olabileceği göz önünde bulundurulmalı, 90'lı yılların başında tarımsal üretimdeki hızlı düşüşlerin Ruanda'da soykırıma kadar varan etnik çatışmalara ve savaşlara dönüşmesinde Fransa'nın oynadığı rol unutulmamalıdır. İnsanlığın ezici çoğunluğunun Uzay Çağı'na, Bilişim ya da Teknoloji Çağı'na değil de, 21.yy'ın şafağında bir Açlık Çağı'na girmekte olması umudumuzu kırmamalı. 1980'lerde yağma hareketlerine yol açan ekonomik krizler ve bozulan yaşam koşulları daha sonraları Venezüella'da Chavez'i ve Bolivarcı Devrimi iktidara getirmiştir. İçine süreklendiğimiz Gıda Krizi de tüm dünyada ve Türkiye'de gıda üreticisi köylülerin, fiyat artışlarıyla birlikte beli bükülen tüketici kentli yoksul kesimlerle birlikte siyasal örgütlenmesini sağlayarak yüz milyonları açlığa ve yokuluşa sürükleyen sistem sorununu aşacak bir gücün oluşması sürecini hızlandırabilir. Açlık ve ekmek için isyan, devrimler getirebilir. Notlar: (1) Buradaki ve takip eden bölümlerdeki verilerin önemli bir kısmı Lester R. Brown'un Türkiye İş Bankası Yayınları'ndan çıkan “Dünyayı Nasıl Tükettik?” isimli kitabından alınmıştır. (2) Korkut Boratav, Tarımsal Yapılar ve Kapitalizm, İmge Kitabevi, 2004, sf:227-229; Korkut Boratav'ın “Cancun'daki Tarım Politikaları Tıkanması Üzerine Çeşitlemeler” başlıklı yazısı bu gibi örneklerin aydınlatıcılığında “kurumlarımızı koruyalım” çağrısı yapmaktadır. (3) Deklarasyona http://www.bugday.org/article.php?ID=109 adresinden ulaşılabilir. (4) Kaynak: Milliyet Gazetesi, Bültent Yardımcı'nın 15 Nisan 2008 tarihli haberi (5) Bu konuda Ziraat Mühendisleri Odası'nın çalışmaları dikkatle izlenmelidir; http://www.zmo.org.tr/odamiz/ * Açlık Çağı yazısı Kırmızı Beyaz dergisinin Mayıs 2008 sayısında da yayınlanmıştır.
Favori olarak ekle (26) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 575
|
||||||||||||
| Olay yok |
| Cvp:ODTÜ Teknokent Ücretsiz Pat... Deneme 21-08-08 15:21 |
| Cvp:ODTÜ Teknokent Ücretsiz Pat... Deneme 21-08-08 14:43 |
| ODTÜ Teknokent Ücretsiz Patent ... Deneme 21-08-08 14:33 |
![]() |
|
![]() |
|
| 04 Ekim, 2008 @14:07 : yeter artık verdiğimiz şehit ... --> Ziyaretçi |
| 21 Ağustos, 2008 @04:07 : çok hoş ... --> Ziyaretçi |
| 16 Ağustos, 2008 @13:25 : slm arkadaşlar uzun zaman oldu uğramayalı ... önc ... --> Ziyaretçi |
| 11 Ağustos, 2008 @02:48 : Arkadaş siyaset kavramını oturtamamış galiba. Siya ... --> Ziyaretçi |
| 07 Ağustos, 2008 @01:24 : fotoğraf üzerinden bile siyaset yapabiliyorus hela ... --> Ziyaretçi |
![]() |
|
| « | < | Ocak 2009 | > | » |
| P | S | Ç | P | C | C | P |
| 29 | 30 | 31 | 1 | 2 | 3 | 4 |
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | 1 |
| Türk-Japon İletişim Topluluğu ... |
| iletişim kurabileceğim bir numara alabilme imkanım varmı?mai... |
| 29/12/08 17:25 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan ebubekir sorgun |
| PERUK OMZA! |
| insanların düşüncelerini değiştirmek gerçekten çok zor..bu ... |
| 28/12/08 14:59 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan ayşe |
| PERUK OMZA! |
| insanlara birseyleri kabul ettirmek kadar zor birşey yok bu ... |
| 28/12/08 14:37 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan Ayşe |
| ODTÜ 23 EKİM YÜRÜYÜŞ ÜNDEN ODT... |
| Pkk karşıtı eylem adı altında şoven duyguları kabartan herke... |
| 28/12/08 00:54 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan Marksist Fikir Topluluğu sempa |
| 157 kayıtlı üye |
| 0 bugün |
| 0 dün |
| 0 bu hafta |
| 0 bu ay |
| En son üye: |
melmac |