YAZARLAR
Çağrı Mert Bakırcı
ABD'DE BİR TÜRK | ABD'DE BİR TÜRK |
|
|
|
| Yazar Çağrı Mert Bakırcı | |||||||||||||||||||
| 05 08 2008 | |||||||||||||||||||
|
Merhabalar, uzun bir aradan sonra tekrardan bir yazı yazmaya karar verdim. Bunu kendim için bir ‘’geri dönüş’’ olarak görüyorum. Başlamadan önce kısaca, düşüncelerimden ve teorilerimden hiçbir şey kaybetmemiş olmakla beraber, ODTÜ’de okuyor olmasına rağmen insanlarımızın yeni fikirlere yeterince açık olmamaları sebebiyle, bundan böyle din-bilim konularına girmeyecegim, en azından elimden geldiğince girmemeye çalışacağım. Ancak istekliler ve meraklılarla sonuna kadar da tartışmaya açıgım, bunu da belirteyim.
Şimdi, asıl konuma dönmek istiyorum. 27 Temmuz 2008 tarihinden beri Amerika Birleşik Devletleri’nin Pennsylvania eyaletinde, Pittsburgh şehrindeyim. Biraz şehirden bahsetmem gerekirse, Birleşik Devletler’in en eski şehirlerinden bir tanesi. Ayrıca eğitim açısından da oldukça köklü bir tarihe sahip. Burada bulunan Pitt Universitesi, ABD’nin mühendislik dalında en iyi üniversitelerinin başında geliyor. Şehir, bir nehrin çatal yaptıgı bir bölgede, genişçe bir alana kurulmuş. ABD’nin gelışmekte olan şehirlerinden sayılmakta. Örneğin altyapı ve yollar bakımından, tır şoförleri arasında yapılan bir araştırmada, ABD’nin en yetersiz eyaleti Pennsylvania. Gerçekten de, Türkiye’deki gibi bol ‘’belediye çukur’’lu, bol tümsekli bir karayolu ağına sahip.
Her neyse, kısaca ABD’nin geneline bakıldığında, diğer şehirlerden oldukça geri kalmış bır bölgesi. Peki ben size bunları mı anlatacağım? Hayır, kesinlikle şehirle ilgili Google’dan basit bir aramayla ulaşacağınız verileri aktarmayacağım. Sizlere hiçbir bilgi kaynağında bulunmayan (buraları gidip görenler hariç) bilgilerden bahsedeceğim. Bana kalırsa şimdi aktaracağım bilgiler, ABD’nin arkasındakı gizli güçler bir yana, ABD’nin tüm dünyayı nasıl dize getirdiğinin bir kanıtı. Haydi sizi ABD insanlarının günlük yaşantılarından bir kesite götüreyim:
ABD insanıyla ilgili, bir Türk olarak dikkatinizi çekecek ilk şey, şüphesiz lüksten uzak olmaları olacaktır. ‘’Olur mu canım. Amerika orası, nasıl lüks olmaz?’’ diyeceksiniz biliyorum. Şöyle: Evet, örneğin orta halli ve altındaki insanların yaşadığı evler, daha doğrusu ‘’villalar’’, bizlerin örneğin Ankara’da, Batıkent’te veya Çayyolu’nda görebileceğimiz, hatta belki de göremeyeceğimiz türden. Zenginlerin yaşadıkları yerlerden bahsetmiyorum bile, çünkü adeta şatolarda yaşıyorlar. Peki bunun sebebi ihtişam mı? Güç gösterisi mi? Türkiye’de yaşayan insanların yapmaya bayıldığı ‘’sidik yarışı’’ mı? Evet, belkı çok az bir kısmının öyle. Fakat %90’ınınki, lüksün büyük ölçüde ‘’rahat’’ı barındırması. Ne demek bu? Adamlar rahatına düşkünler. Güzellik ikinci planda. Lüks olmayabilir ama rahat olmalı, tipik bir ABD’li kafa yapısıdır. Kısaca ABD insanında, ‘’rahat’’ sözcüğü anahtar kelimedir.
Peki rahat da nasıl rahat? Ne bu kadar ön plana çıkaran? Şöyle bir örnek vereyim, ola ki bir gün ABD’deyken, canınız sıkılır, yürüyüş yapmak için şehirde dolanmayı tercih ederseniz, etrafınızda kimse göremeyeceğiniz için, en azından yürüyen kimse göremeyeceğiniz için, sakın şaşırmayın ya da şehrin terk edildiğini düşünmeyin! Çünkü yürümek, ekstradan enerji harcar. Bir ABD’li için ‘’bir koşu yapıvermek’’ yerine, araba anahtarlarını yakın bir yerde saklayıp, arabayla markete gitmek çok daha kolaydır. Lakin şöyle bir şey var: Adamlarda ‘’bakkal’’ olayı yok. En küçük ‘’bakkal’’ları, bizim meşhur ‘’mall’’umuz AnkaMall’dan birkaç kat büyük.
Bir başka şey, örneğin ABD insanı bir şekilde enerji toplayıp insani ihtiyaçlarını satın almak için alışveriş merkezine gitmeye karar verse bile, oraya ulaştığında yürüyerek alışveriş yapmak ızdıraptır. Yürüyerek onca uğraşlarla bir araya getirdikleri enerjilerini bir çırpıda harcamak istemezler. Zira, onları alışveriş merkezlerinin kapısında bekleyen ‘’Gingar’’ları, yani elektrikli ‘’scooter’’ları vardır. Hatta bu işi toplu taşıma boyutuna taşımışlar! Alışveriş merkezlerinde elektrikli trenler görmeniz pek mümkün. Sadece 1 dolar karşılığında et reyonundan süt ürünleri reyonuna ulaşabilirsiniz. Ne gerek var arka arkaya 20 adım atıp enerji tüketmeye? Alimallah, sonra enerjiniz kalmayabilir!
Yukarılarda bir yerde sokakta yayan kimse göremeyeceğinizden bahsetmiştim. Bunun elbette bir sebebi daha var. Gelir düzeyiyle alım gücü arasındaki oranın son derece düşük olması. Yani enflasyonun düşük olması. Bu da yetmezmiş gibi, alacağınız –özellikle elektronik- malların ücretleri, akıl almayacak derecede ucuz. Örneğin 2. el sapasağlam bir Chevrolet’yi 500 USD’ye alabileceğinizi söylesem, bana ne derdiniz? Evet, şaka ama gerçek. Bu araç kesinlikle oyuncak değil! Hemen içime taş gibi oturan bir şeyden de bahsedeyim. Geçen sene 1600 YTL’ye aldığım Nikon D40X Marka yarı-profesyonel fotoğraf makinesi, burada 600 USD. O makineyi kırmayayım da ne yapayım?
Eh, fiyatlar bu kadar düşük olunca, herkese bir veya birkaç araba düşmesi de şaşırılacak bir şey değil. Dayımın pizza dükkanında çalışan 27 yaşındaki bir işçinin, 5 arabalık bir koleksiyonu ve 2 katlı bir villası var. Araçların hepsi birinci el ve en iyi markalar, evi de kendisi sıfırdan yıktırıp yaptırdı. Bu gencin dayımdan aldığı maaşı saat başına 7-8 USD. Matematiğini size bırakıyorum. Yine kolayca anlaşılabileceği gibi ortalıkta bu kadar araba varken, insanların yürüme isteği tamamen ortadan kalkıyor. Bunun sonucunda bir tane berbat bir tane de komik sonuç ortaya çıkıyor: Berbat olanı, ortalıkta gezen yarım tonluk insanlar. Komik olanıysa yolda yürüyen insanlara suçlu gözüyle bakılması. Adamlar, ‘’Bu adam yürüdüğüne göre ya arabasına ya da ehliyetine el konulmuştur.’’ diyorlar.
Bir de her şeyin boyutları var ki bu konuya hiç girmek istemiyorum. Ola ki 1 porsiyon yemek isteyecekseniz, iki defa düşünün. Amerika’daki 1 porsiyon, bizdeki 2.5-3 porsiyona denk geliyor. Adamlar büyük seviyor, diyelim ve geçelim.
Şimdi, ben bunların hepsini yadsıyarak ya da kötü şeylermiş gibi anlattım. Evet, içlerinden bazıları gerçekten kötü. Örneğin ABD’nin çok büyük bir yüzdesinin obez olması gibi. Fakat her şey bir yana, bu kısımdan sonra bazı gerçekler ortaya çıkıyor. ABD insanının en büyük niteliği de bu olsa gerek: Negatifliklerden negatiflik doğurmamaları, her zaman durumları en iyi şekilde kullanmaya çalışmaları ve bunda başarılı olmaları. Negatifliklerden doğan negatiflikleri, pozitife çevirebilme kabiliyetler.
Şimdi, aklınızdan geçmiştir: ‘’Yahu, madem bu kadar araba var bir memlekette. Herkese 1 araba desen 260 milyon araba yapar. 2 araba desen 520 milyon yapar! Trafik de İstanbul gibidir orada, çekilmez.’’ Bunu sakın ABD’de söylemeyin, size gülerler.
ABD’deki altyapı ve karayolu ağı o kadar gelişmiş ve iyi düşünülmüş ki –ve malzemeden kesinlikle çalınmamış!- aynı ve sabit hızla Türkiye’de gittiğiniz 700 km.’yi ABD’de dörtte üç süresinde alabiliyorsunuz. Yollar, -neredeyse- ara sokaklarda bile 4 gidiş-4 geliş şeklinde ve dümdüz. Sadece gaza basmanız yetiyor. Eh, dur-kalk olmadığı için de adamlar düz vites kavramından kurtulmuş. İsteseniz de düz vitesli araç bulamıyorsunuz. Bu da ‘’rahat’’tan kaynaklanıyor biraz da elbette ki.
Şimdi, dur-kalk demişken, şöyle bir olay var ABD’de: Dur Levhası. Evet evet, bizde de olan, şu altı kenarlı, kırmızı fona beyaz yazılarla ‘’DUR’’ yazan levha. Hani hiç iplemediğimiz. işaret. Bu işaret, gördüm ki, trafik lambasından bin kat daha işlevsel bir araç. Nasıl mı? Her ABD’li –suç işleme eğiliminde olanlar hariç- gece 3’te bomboş olsa bile yol, o levhaya geldi mi mutlaka ama mutlaka duruyor, aksi söz konusu değil? Çevrede polis olduğundan mı? Hayır, vatandaşların devlete ve yasalara duyduğu saygıdan ve cezaların yaptırım gücünden. Yakalandın mı ya ehlıyetin gidiyor ya da 3 aylık maaşın. Hesabını sana bırakıyor devlet. Hoş, ‘’Bana koymaz.’’ diyen biri bile, saygısından duruyor. Peki ne bu levhayı bu kadar önemli kılan. Sıradan bir levha işte, ha park yasağı levhası, ha dur levhası ne fark eder? Şöyle, bu çok sıradan gelen levha, sürekli olarak arka arkaya giden iki araç arası mesafeyi koruyor. Ayrıca dört yol ağzı olarak tabir ettiğimiz kavşaklarda iki aracın birbirine girmesine veya yol verme kavgası etmesine veya Türk usulü ‘’yol vermedi, ben de öldürdüm’’ tartışmasından kurtarıyor. Çünkü bu levhanın ‘’yanına geldiğiniz zaman’’ duruyorsunuz. Yani, önünüzdeki araba levhada durdu, siz de durdunuz. Sonra durmamazlık yok, yine levhanın yanına geldiğiniz zaman duracaksınız. Bu sayede hem önünüzdeki araçla mesafeniz korunacak, hem de kavşakta, sizin yolunuzu kesen yoldan gelen araca yol vermiş olacaksınız, ve tam tersi…
Bu kadar trafik bilgisi yeter. Sırada Ahlak Bilgisi dersimiz var. İlk olarak Türkiye’den bir örnek: İki arkadaş yolda tesadüfen karşılaştı. Arada geçecek muhtemel diyalog:
- Baba n’aber?
- Eyidir aga n’olsun, takılıyoz?
- Manita nerde?
- Arkadaşlarıyla o, biraz kafa dinliyorum, senin hatun n’apıyo?
- Ne bilem sürtüyordur bi’yerlerde. Sallayacam onu da zaten …
Diyeceksiniz, ‘’Burası Türkiye, Türk konuşması da böyle oluyor.’’ fakat maalesef siz de ben de biliyoruz ki bu tip konuşmalar kadar itici bir şey olamaz. Son derece kaba, hatta ‘’mağara adamı’’ tarzı bir konuşma.
Peki bu durum ABD’de nasıl? İlk olarak şunu belirtmeliyim, ABD’de bir iki günde hayal edemeyeceğiniz kadar arkadaş çevresi –ve ‘’manita’’- elde etmemeniz mümkün! Nasıl mı? Burada bir tür ‘’gelenek’’ mi diyelim, görgü kuralı mı, neyse, herhangi yaştan, herhangi bir insanla yanlışlıkla bile olsa, göz göze geldiğiniz anda, kişinin yüzüne bir gülümseme yayılıyor önce, hemen arkasından da şu iki soru geliyor:
- Merhaba! Nasılsınız?
İkinci soruya dikkat yalnız. Bu mutlaka soruluyor! Kimse, ‘’Merhaba.’’ diyip bırakmıyor, nasıl olduğunuzu soruyor ve işin daha da garibi, cevap da bekliyor. Yani içi boş bir soru değil. Artık konuşmaya devam etme tercihi sizin. Eğer kriterlerinize uygun bir bayan/bay ise, konuşmanın devamı geliyor ve 5 dakika sonra bir bakmışınız yeni bir arkadaşınız/sevgiliniz olmuş!
Bu çok ilginç bir şey mi? Aslında değil! Ne demişler, ‘’İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa…’’ Ama bu kültür, bizim gibi sözde sıcak ve misafirperver bir ülkede bile yok, hep lanet okuduğumuz, küfrettiğimiz, o nefret ettiğimiz, iğrenç Amerikalılarda var. Size şunu söyleyeyim, ABD’yi gördükten sonra, her birimizin son derece soğuk ve sıradan insanlar olduğumuzu gördüm. Hiç övünmeyelim misafirperverliğimizle, sıcaklığımızla, ABD halkının yarısı kadar değiliz. Hah, halk konusundan açılmışken… Ortada dolaşan genel bir yargı var. Dedikodu tadında: ‘’ABD halkı aptaldır.’’ Bu kadar övmeme ve hayran kalmama rağmen, bu doğru. Evet, doğru! Fakat bunun çok basit bir açıklaması var. Üstelik bilimsel! Koşullu şartlanma –umarım yanılmıyorumdur! Şöyle ki, bu insanlar küçüklüklerinden beri kurallara o kadar sıkı bağlı ve kurallar çerçevesinde yaşıyorlar ki, kurallar olmayınca afallıyorlar. Hakkaten de o meşhur ‘’Sıcaktır. Dikkatli içiniz.’’ hikayesi doğru. Kahvesi sıcak olduğu ve uyarılmadığı için kahve şirketine dava açan kadın 1 milyon Amerikan Doları’nı şu anda afiyetle yiyor. Bu, tabii ki uç noktası bunun ama gerçekten de kurallar bütünlüğü içinde yaşarken, böyle şeylerin olması doğal. Ve hayır, bu kesinlikle aptallıklarına bir kulp takma değil. Buraya gelin, anlayacaksınız! Mesela 3 şeritli bir yolun sol şeridi ‘’sadece’’ sola dönenler, ortası ‘’sadece’’ düz devam edecekler, sağ şeridi ‘’sadece’’ sağa dönecekler için. Buna uymamak, yine ehliyetinize ya da 1-1.5 maaşınıza bedel olabilir. Kurallara çok ufak bir örnek!
Tabii kurallara bu kadar sıkı tutunan bir kişi, fikirlere de aynı şekilde davranacak ve onu ‘’kural’’ algılayacaktır. İşte ABD’lilerin sözde ‘’aptallıklarının’’ çıkış yeri biraz da burası. Bir fikre sıkı sıkıya bağlanmak. Bağnazlık ABD’de gerçekten çok üst düzeyde. Bir ABD’li için bir yol doğruysa, başka bir alternatifin doğru olma ihtimali sıfırdır! Bu kadar basit. Onlar, her konu için tek bir seçenek, tek bir doğruya sahiptirler. Aksi söz konusu değildir. Bunun da tek nedeni kurallara olan bağlılıkları…
Lafı bu kadar dolandırdıktan sonra, bu ülkenin gelişmesinin en büyük sebebini söyleyeyim mi size? Basit! Devlet –yönetimde kim olursa olsun, Liberal, Demokrat, Cumhuriyetçi- vatandaşına ‘’insan’’ gözüyle bakıyor! Ona değer veriyor. Türkiye’deki gibi ‘’köpek’’ gibi bakılmıyor halka. Önüne bir tas yemek –ya da bir torba kömür- koyarak tavlamaya çalışmıyor. Belki onlar da bu şekilde aldatabilirler halklarını, zira bizim halkımız bir torba kömüre fit oluyorsa, ABD halkı çok daha kolay olur, fakat bunu yapmıyorlar. Çünkü halk, yönetimdekiler için değerli ve ne olursa olsun onlar birer insan ve tepeye çıkmanın yolu, onların oyunu almak. Yo, yanlış söyledim, oylarını almak, satın almak değil! Oylarını ‘’hak etmek’’! İşte bütün fark burada yatıyor. Onlara kömür değil, yol veriyor, bina veriyor, eğlence merkezi veriyor. Onlara 3-5 ekmek değil, iş veriyor. Yani her seçimden önce balık vermiyor, her birine balık ‘’tutmayı’’ öğretiyor. Ve daha da önemlisi ne biliyor musunuz? Onlara ‘’karşılığını’’veriyor. Bazen hata olmuyor mu? Oluyor. Fakat her bir çalışan, patronunun karşısına dağ gibi dikilip, hakkını aramayı biliyor. Neden? Çünkü yasa, yasayı boşver, devlet sapasağlam arkasında! Patronu tarafından tehdit edilmeyeceğini biliyor, edilse bile hakkının kat kat fazlasını söke söke alabileceğini biliyor.
Kısaca Amerika Birleşik Devletleri’nde, Türkiye’nin aksine, işçiler patronlarına değil, patronlar işçilerine muhtaç. Herkes de bunun farkında. Buraya gelince görüyorsunuz ki, belki lüks, para, pul, siyasi, ekonomik anlamda değil ama akıl ve fikir anlamında, kafa yapısı anlamında, yazımın en başından bahsettiğim gibi, fikirlere açıklık konusunda Türkiye bırakın ‘’gelişen ülke’’ olmayı, ‘’gelişmemişlerin de gelişmemişi’’. Fonda MetallicA, ‘’Sad but True’’ çalıyor.
Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 719
|
|||||||||||||||||||
| Son Güncelleme ( 05 08 2008 ) | |||||||||||||||||||
| Olay yok |
| Cvp:ODTÜ Teknokent Ücretsiz Pat... Deneme 21-08-08 15:21 |
| Cvp:ODTÜ Teknokent Ücretsiz Pat... Deneme 21-08-08 14:43 |
| ODTÜ Teknokent Ücretsiz Patent ... Deneme 21-08-08 14:33 |
![]() |
|
![]() |
|
| 04 Ekim, 2008 @14:07 : yeter artık verdiğimiz şehit ... --> Ziyaretçi |
| 21 Ağustos, 2008 @04:07 : çok hoş ... --> Ziyaretçi |
| 16 Ağustos, 2008 @13:25 : slm arkadaşlar uzun zaman oldu uğramayalı ... önc ... --> Ziyaretçi |
| 11 Ağustos, 2008 @02:48 : Arkadaş siyaset kavramını oturtamamış galiba. Siya ... --> Ziyaretçi |
| 07 Ağustos, 2008 @01:24 : fotoğraf üzerinden bile siyaset yapabiliyorus hela ... --> Ziyaretçi |
![]() |
|
| « | < | Ocak 2009 | > | » |
| P | S | Ç | P | C | C | P |
| 29 | 30 | 31 | 1 | 2 | 3 | 4 |
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | 1 |
| Türk-Japon İletişim Topluluğu ... |
| iletişim kurabileceğim bir numara alabilme imkanım varmı?mai... |
| 29/12/08 17:25 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan ebubekir sorgun |
| PERUK OMZA! |
| insanların düşüncelerini değiştirmek gerçekten çok zor..bu ... |
| 28/12/08 14:59 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan ayşe |
| PERUK OMZA! |
| insanlara birseyleri kabul ettirmek kadar zor birşey yok bu ... |
| 28/12/08 14:37 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan Ayşe |
| ODTÜ 23 EKİM YÜRÜYÜŞ ÜNDEN ODT... |
| Pkk karşıtı eylem adı altında şoven duyguları kabartan herke... |
| 28/12/08 00:54 |
| Devamını oku |
| Yorumlayan Marksist Fikir Topluluğu sempa |
| 157 kayıtlı üye |
| 0 bugün |
| 0 dün |
| 0 bu hafta |
| 0 bu ay |
| En son üye: |
melmac |