Tarihin tozlu sayfalarına hapsedilmiş dört asırlık bir birliktelik ve kimliklerinin şekillenmesinde büyük katkımızın olduğu bir halk. 20. yüzyılın sonunda Avrupa’nın ortasında yaşanan bir insanlık dramı. Fransız yönetmen Bernard Henry’nin ifadesiyle Avrupa’nın ruhunun öldüğü yer Bosna. Tarihten gelen nefretlerin, Balkanlar’ın ruhuna sinmiş Osmanlı geleneğine duyulan tahammülsüzlüğün, düşmanlığın ölüm olup yağdığı topraklar. Ve bu coğrafyanın merkezinde sevginin, barışın, kardeşliğin, birlikteliğe duyulan inancın, direnişin başkenti, Aliya’nın kenti Saraybosna. Bosna savaşı boyunca yüzlerce gün kendi kabuğuna çekilen, dış dünya ile bağlantısı kesilen, ölümüne bir mücadeleye giren Boşnakların ve hepimizin sevgilisi. Kerkük gibi, Kırım gibi, Baku gibi görmeden özlenen sevgili. Yakın olduğu kadar uzak, uzak olduğu kadar yakın, insanlığa kırgın kutlu bir miras.
Bosna savaşı sırasında, modern savaş tarihinde görülen en uzun kuşatmaya maruz kaldı Saraybosna. Balkan coğrafyasının kalbindeki bu kent, modern zamanlarda, adaletten yoksun bir kuvvetin nasıl zulme dönüştüğünün en acı örneklerini sunsa da bize, masumiyetin, merhametin çiçek açtığı eşsiz bir köşeydi; camileri, kiliseleri, sinagoglarıyla dünyaya gülümseyen, asırlar boyu Müslümanlığı, Katolikliği, Ortodoksluğu, Museviliği bir araya getiren olgunluğuyla insanlığın geleceğine uzanan bir el oldu daima.
Yazın yeşil, kışın beyaz ile özdeşleşen, o utanç yıllarında kırmızıya boyanan kutsal topraklar. Biraz Üsküp, biraz Bursa ve dinsel renkliliğiyle biraz Kudüs. Doğunun ve Batının buluşma noktası. İnceliğin ve nezaketin simgesi, parlaklığını yitirmeyecek bir inci. Osmanlı’dan bugüne uzanan kültür mirasının eşsiz mücevheri. Sevda kokan sözleriyle sizi sarıp sarmalayan bir aşık Saraybosna..
İvo Andric’in “Her şehre benzer, ama o hiçbir şehir değildir “ dediği Saraybosna, hiç hak etmediği bir savaşın, hak etmediği ölümlerin yorgunu bugün. Utancın iliklere işlediği kan yatağı, insani değerlerin unutulduğu, ırkçı hezeyanların hüküm sürdüğü bir mevsimin başlangıcı ve bitişi. Soylu bir hüznün şarkısı çalınırken gecelerinde, Milyatka bir türkü gibi geçerken kentin ortasından, ölümün aydınlandığı bir güzellik Saraybosna, nazenin bir ürperti. Boşnakların dillerinden düşürmedikleri ifadeyle “Allah’a emanet” bir yeryüzü cenneti, sadeliğin ve yalınlığın en görkemli hali, şehirlerin prensesi, insanlığın Kabesi.
Kulağıma sevda sözcükleri fısıldıyor şimdi nazende sevdiğim, o asude hikayelerini anlatmak için koynuna çağırıyor beni. Yakın bir tarihe randevulaştığım şehir, bekle beni Sarajevo, bekle beni sevgilim.
Selçuk OKTAY – Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi 3.sınıf