Son dönemde bakıyorum da bir çokları kendini ıssız bir adada farzedip, müthiş olanaksızlıklarla mücadele edercesine, savaşıyormuş gibi yapıyor. Acı çekiyor, fedakarlıklarda bulunuyor. Bir trajedi kahramanı gibi…
Bu insanlar kendilerine hayattan bir kesit alıyor ve dünyayı kurtarmaya çalışıyor. Peki bunu gerçekten kendi iradeleriyle mi yapıyorlar ? Sistem hepimizi bir muharebenin ortasına atıyor ve savaşmamızı söylüyor. Sisteme karşı savaşanlar bile sistem için çalışıyor. Bir çokları bunun farkında değil.
Her sistem kendine bir düşman yaratmak ve buna karşı savaşmak zorundadır. Eğer bunu yapmazsa varoluş amacını yitirir( bu düşman kıtlık da olabilir terör de kanser de ). Buna bir örnek de, her ne kadar komik gelse de, Matrix’teki Ajan Smith dir. “Anti”si olan Neo yok olursa, kendinin de var olamayacağını bilen bir sistemdir Matrix. Yine de “Anti” yi yok etmek için maşalar kullanmaktan geri kalmaz.
Her akıllı Ülke Devleti şunu yapıyor; Madem bir düşmana karşı savaşmamız gerekiyor o zaman o düşmanı biz seçip,biz büyütmeliyiz ki kontrol altında tutabilelim. Terör budur mesela. Gerek PKK, gerek Saddam, gerek Bin Ladin, gerek El Kaide, gerek Kızıl Tugay olsun. Bunlar en başta devlet desteklidir. Sonra bazıları kontrolden çıkmış olabilir, ama sonuç olarak devletler kendi istedikleri düşmanlarla savaşmaktadırlar.
Bu savaşların bir çok yararı vardır.
Seferberlik durumu: Ekonomik getirileri inanılmazdır. Ayrıca bu durum sırasında meclisin aldığı kararlar daha az sorgulanır. Milliyetçilik gözlüğü daha da koyulaşır. Çünkü devlet bu kararları savaş için almaktadır ve savaşı sorgulamak vatan hainliğidir. Son operasyon döneminde yediğimiz zamlardan haberi olan var mı? Muhtemelen yok. Medya göstermedi çünkü.
Tüketim: Tüketim kapitalizmin temelidir biliyorsunuz. Tüketim gereklidir çünkü üretilen malların bitmesi ve yenilerinin üretilmesi istenir. Yenilerinin üretilmesi istenir çünkü bu üretim süreci halkı kontrol altında tutar. Sürekli çalışan ve yalnızca sistem izin verdiğinde futbol maçlarında rahatlayan bir halk herkesin işine gelir.
Silah reklamı ve güç gösterisi: Eğer fiili bir operasyon söz konusu ise ortada, silah üreticisi bir ülke yeni ürettiği silahları kullanır ve bu silahlar hakkında istihbarat alınmasına göz yumar. Tıpkı 1. Körfez savaşı sonrası A.B.D. nin sattığı yeni üretilmiş silah top tankın haddi hesabı olmaması gibi. Ayrıca kasıtlı verilen bu istihbarat, “Bakın ben ne kadar da kaslıyım” demenin mütevazi bir yoludur.
Saldırılan bölgenin konumu kaynakları: Günümüzde savaşlar, savaş sonrası imtiyazlara güvenilerek başlatılıyor. Gümrük kolaylıklarından tutun, maden çıkartma haklarına, hava üssü kurmaktan tutun karakolluklara kadar…
Terör ortamı: Savaşta bulunan bir halk doğal olarak korkar. Korkan bir halk Devletine sığınmak zorundadır(!). Devlet de bunu kullanarak bir takım imtiyazları cebe indirir. Bu durumda devlet insanların korkularından çıkar sağlar. Bu da sözlük anlamıyla “ Terörizm” dir
Ve daha bir sürü aklıma gelmeyen ya da hakkında yeterli bilgim olmayan şey…
Yani, devlet bu savaşlara seni beni savunmak için girmiyor. Amaçlar aşağı yukarı belli. Bu yüzden savaş çığırtkanlığı ve kör fedakarlıklar bir işe yaramaz.
Tıpkı bu duruma karşı çıkmak kadar boştur bu. Çünkü karşı çıkan devlet ve devletçiler tarafından anında “düşman” tarafının adamı addedilirler. Bu da bir çoğunu daha da ateşler aslında o ıssız adadaki yalnız savaşçı durumunu iyice kabullenir bu insanlar.
İrade arkadaşlar.
İradeyi bu çağda savunmak zor.
Ben bile bu yazıları acaba kendi irademle yazmıyor muyum acaba diye düşünürken siz savaşanların iki-üç-beş kez düşünmesi gerek.